Author: Mine
•24.12.06
Author: Mine
•24.12.06



Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü insan birşeyi inatla isterse onu elde eder. Korkunç olan istediğimiz şeyi elde ettikten sonra ondan bıkmamızdır. O zaman suçu kaderde değil, kendi isteğimizde bulmalıyız.

Cesare Pavese
Author: Mine
•22.12.06

Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara açılabilmişlerdir.
Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir-iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir. Bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi.
Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı. Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine çarpa çarpa birazda aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını anlayabiliyorlardı. Hareketsiz,uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri hareketli taze balığa göre lezzeti yine etkilenmişti. Balıkçılar nasıl olacak da Japonya'ya taze lezzetli balığı getirebileceklerdi? Siz olsaydınız ne yapardınız?
Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz v.s. Heyecanınız kaybolmaya başlamaz mi? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa rahatlamaz misiniz? Loto'da büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı?
Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir. 1950'lerde L.Ron Hubbart'in gözlemlediği üzere 'İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarf eder.' Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.
Japonlarda balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular. Ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.
Buradan da görüleceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları yenmek gerekir. Problemlerimiz çok ve çeşitli olabilirler. Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok yardım desteği ile onlarla savaşın. Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün....!




alıntıdır..
Author: Mine
•22.12.06









Author: Mine
•19.12.06
Salıları, cnbc-e'de yeni bir dizi başladı;Elizabeth I. Bol Emmy ödüllü bir dizi. Bugün ilgiyle izledim.
İlk bölümün konusu şöyle; Hikâye 1579 yılında başlıyor, Elizabeth tahta geçeli 20 yıl olmuş. Tahta bir vâris getirsin diye herkes baskı yapıyor, çünkü aksi takdirde kanlı bir taht savaşı patlak verecek. Hatta, Avrupa'daki Katolik güçler onu İngiltere'nin Protestan tahtından indirebilecek. Danışmanları Fransız bir prensle stratejik bir evlilik yapması için onu teşvik ediyor. Aslında Elizabeth, en güvendiği sırdaşı da olan Leicester Kontu Robert Dudley'i (Jeremy Irons) seviyor ama, ne yazık ki Kont, kraliyet kanından değil. İspanya ile olası bir savaşın tehdidi ve kuzeni İskoçya Kraliçesi Mary'nin (Barbara Flynn) çevresindeki isyan potansiyeli ise daha da acil sorunlar. İngilizler, İspanyol armadasına karşı parlak bir başarı kazandığı sıralar, ölümün eşiğine gelen Robert'ın Elizabeth ile ilişkisi de Kont'un üvey oğlu Essex Kontu Robert Devereaux'a (Hugh Dancy) miras kalıyor. Elli küsur yaşındaki Kraliçe'den 30 yıl kadar genç olan Robert, onun gönlünü çalıyor. Bakire Kraliçe, danışmanlarının kaş çatmasına aldırmadan onunla açıkça flört ediyor. Elizabeth'in flörtçülüğü ve karizması, ona babası VIII. Henry ile annesi Anne Boleyn'den miras kalmış. Robert, zaman zaman sapıtsa da onu o kadar seviyor ki, kızgın kalmaya dayanamıyor. Yine de o, kaprisleri, ani öfkeleriyle tanınmış, kimi sorunları zalimce çözerek bunca yıl tahtta kalmayı başarmış olan I. Elizabeth, hiç belli olmaz! Kraliçe mağrur bir kadın. İktidarı, başkalarını kontrol etmeyi ve halkını seviyor. En büyük aşk bile, bunların yanında ikinci planda kalmaya mahkûm.

Viki'de yazılanlar ise şöyle; I. Elizabeth (7 Eylül 1533?24 Mart 1603) İngiltere'nin 17 Kasım 1558 tarihinden ölüm tarihine kadar olan süre içerisindeki kraliçesiydi. Ayrıca İrlanda'nın ve sembolik olarak da Fransa'nın kraliçesi olarak kabul ediliyordu. İngiltere'yi 16. yüzyıl boyunca yöneten Tudor hanedanının üyesi olan kral ve kraliçelerinin 5. ve en sonuncusuydu. Yaşamı boyunca hiç evlenmediği için Bakire Kraliçe adıyla da anılır. İngiliz kral ve kraliçeleri arasında en önemli rol oynayanlardan birisi olarak düşünülür.
Tahta Çıkmadan Önceki Yaşamı
I. Elizabeth İngiltere'yi Katolik kilisesinin etkisinden çıkararak Protestan yapan VIII. Henry'nin kızı olarak 7 Eylül 1533 tarihinde Londra'da doğdu. Annesi VIII. Henry'nin 2. eşi olan Kraliçe Anne Boleyn idi. Kraliçe Anne erkek çocuk doğurmadı. Elizabeth henüz 3 yaşındayken annesi başka erkeklerle zina yaptığı gerekçesiyle kafası uçurularak idam edildi. Böylece Elizabeth de gayrimeşru evlat durumuna düşerek tahta çıkması imkansız hale geldi. Babası sonunda başka bir eşinden Edward isimli bir erkek evlat sahibi oldu ve ölmeden önce Elizabeth'in prensesliğini tekrar meşru hale getirdi. Babası ölünce bu üvey erkek kardeşi Edward 9 yaşındayken VI. Edward olarak tahta çıktı. VI. Edward 16 yaşında çocuksuz olarak ölünce, Elizabeth'in diğer üvey kardeşi I. Mary kraliçe oldu. I. Mary de çocuksuz öldü ve böylece Elizabeth 17 Kasım 1558 tarihinde 25 yaşındayken tahta çıktı. 45 sene hüküm sürdü ve İngiltere'nin tarihine damgasını vurdu.


İlginç bir hayat ve ilginç bir dizi.Tavsiye ederim.